Ceza Hukuku
İnfaz Hukuku
31 Eki 2025
⏱ 25 min read
7 okundu
Tutuklama
1. GENEL BİLGİLER
Tutuklama, suç işlediği ile ilgi hakkında kuvvetli şüphe bulunan kişinin özgürlüğünün kesin hükümden önce hâkim kararı ile geçici olarak kaldırılması olarak tanımlanabilir . Tutuklamanın başlıca amacı delillerin karatılmasının önlenmesi, sanığın mahkemede hazır bulunmasının sağlanması ile sanığın kaçmasının önlenerek mahkûmiyet hükmünün infazını mümkün kılmaktır . Tutuklama koruma tedbirine başvurulmasının diğer bir amacı ise tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunulmasının önlenmesidir .
Tutuklama ile ilgili Anayasa md. 19’da kişi hürriyeti ve güvenliği başlığında düzenleme yapılmıştır. Hükümde tutuklama halleri tahdidi olarak sayılmamakla birlikte suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek veya tutuklamayı zorunlu kılan hallerle kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklama yapılabileceği düzenlenmiştir
2. TUTUKLAMANIN ŞARTLARI
Tutuklamanın kendine özgü iki şartı bulunmaktadır:
1. Somut delile dayanan kuvvetli suç şüphesinin bulunması,
2. Tutuklama nedenlerinden birinin varlığı.
Tutuklama şartları CMK md. 100/1’de şu şekilde düzenlenmiştir: “Kuvvet suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde…” hükümde ifade edildiği üzere tutuklama koruma tedbirine başvurulması için bu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Yukarıda ifade edilen iki şarta ek olarak tutuklamanın kendine özgü şartları arasında ölçülü olması, sadece sanık veya şüpheli hakkında karar verileceği, ancak hâkim kararıyla verilebileceği de ifade edilmektedir . Öğretide üzerinde uzlaşılan şartlar kuvvetli suç şüphesinin varlığı ile tutuklama nedenlerinden birinin varlığıdır . Çalışmamızda üzerinde uzlaşma sağlanan bu iki şartı esas alacak ve diğer koşulları diğer şartlar başlığı altında inceleyeceğiz.
2.1. Kuvvetli Suç Şüphesinin Bulunması
Ceza Muhakemesi Kanunu md. 100/1 tutuklama şartlarından ilkini somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi olarak ifade etmiştir. Kuvvetli şüphe eldeki delillere nazaran yapılacak yargılamada sanığın/şüphelinin kovuşturma sonunda mahkûm olma ihtimalinin yüksek olmasını ifade etmektedir . Kuvvetli şüphe ile ifade edilen şüphe derecesi soruşturmanın açılması için olması gereken basit şüphe ve kovuşturmanın açılması için gerekli olan yeterli şüpheden daha yoğun, acil ve zorlayıcı bir şüphedir . Ceza Muhakemesi Kanunu kamu davası açılması için kişinin mahkûm olma ihtimalinin beraat etme ihtimalinden yüksek olan yeterli şüphenin varlığını ararken tutuklama için mahkûm olma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğu kuvvetli suç şüphesini aramıştır . AİHM kararları doğrultusunda tutuklama için aranan şüphe derecesinin, şüpheli ya da sanığın suçu işlediği yönünde objektif bir kişiyi ikna edebilecek yoğunlukta kuşku olduğu ifade edilebilir . Kuvvetli suç şüphesini de tek başına yeterli görmemiş somut delillere dayanmasını beklemiştir . Somut delil ise soruşturma açılan olayın anlaşılmasına ve çözülmesine yarayan maddi vakıalardır Buradaki şüphe tutuklama talep edildiği, tutuklama anındaki ve tutuklama süresince var olması gereken bir şüphedir .
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen şart, “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması” iken, CMUK’ta şart şu şekilde ifade edilmiştir: “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti” . Dolayısıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nda aranan şüphe derecesinin belirtilere değil somut delillere dayanılması istenerek aranan şart ağırlaştırılmıştır.
Tutuklama koruma tedbirine esas olan kuvvetli suç şüphesi ancak somut delillerin varlığı halinde kabul edilebilir . Delil, bir olayın kanunda gösterilen suç tipine uyup uymadığını belirlemeye yarayan araçların genel adıdır . Hâkim kendisine sunulan ‘somut delillerin’ somut olaya uygulanabilir olup olmadığını değerlendirecektir - . Kanun koyucu kamu davası açarken yeterli şüphe ararken tutuklama talebinde ve tutuklamanın devamı halinde mahkûmiyetten sonra en ağır şüphe derecesini tutuklamada aramıştır .
2.2. Tutuklama Nedeninin Bulunması
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tutuklama nedenleri, şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular olması ile şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ve tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunmaya yönelik olması şeklinde ifade edilmiştir (md. 100/2). Tutuklama kararı verilebilmesi somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi ile birlikte tutuklama nedenlerinin de olması gerekir . Kanun koyucu bazı suçlar için tutuklama nedeninin ayrıntılı olarak araştırılmasından vazgeçmekte ve bu hallerde kuvvetli suç şüphesi olduğu takdirde tutuklama kararı verilebileceğini belirtmektedir . Ceza Muhakemesi Kanunu md. 100/3’te tutuklama nedeni kabul edilen katalog suçlar şunlardır:
a) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
2. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
3. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
4. Kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent b, e ve f) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),
5. İşkence (madde 94, 95)
6. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
7. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
8. Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
9. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
10. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
11. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
12. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
b) 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
d) 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
f) 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
g) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar.
h) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar.
i) Kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu.
J) Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu.
Söz konusu katalog suçlar somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi mevcutken bir tutuklama nedeni olarak belirtilmiştir. Tutuklama nedeni katalog suçlarda, yani kanunun tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların varlığının ikna edici biçimde ortaya konması gerekir Ancak katalog suçlarda dahi tutuklama kararı verme zorunluluğu bulunmamakta, sadece tutuklama nedenine ilişkin bir kanuni karine ifade edilmektedir . Şöyle ki, tutuklama nedenlerinin varlığına rağmen hâkim, tutuklama kararı vermeye mecbur olmayıp, sanık/şüphelinin tutuklanması gerekip gerekmediğini araştıracaktır .
2.2.1. Şüpheli veya Sanığın Kaçması, Saklanması
Ceza Muhakemesi Kanunu md. 100/2-a tutuklama nedenlerinden ilkini, şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular olması şeklinde belirtmiştir. Kişi kaçmamış ya da saklanmamışsa somut verilere dayanan bir kaçma şüphesi olması gerekir . Kanun koyucu kaçma ihtimali yerine kaçma şüphesini seçerek kişinin kaçacağının somut olgularla desteklenmesini aramıştır . Kaçma şüphesi, tek başına kaçma ihtimalinin varlığı değil, kaçma girişiminde bulunulduğunu gösteren somut şüphe sebeplerini içermelidir . Şüpheli veya sanığın yurt içinde bir yere gitmesi, bulunamayacağı bir yere saklanması ya da yurt dışına kaçma şüphesi olması gerekir . Anayasa Mahkemesi kaçma şüphesini ilk tutuklama kararı verilirken yeterli görse de tutukluluğun devamı kararlarında gerekçelerin buna dayandırılmasının makul olmadığını tespit etmiştir .
Kaçma şüphesi somut olayın özelliklerine göre değerlendirilirken; isnat edilen suçun türü, şüpheli veya sanığın kişiliği, yaşam şartları, suç işlendikten sonraki davranışları göz önüne alınmalıdır . Yakalama emri üzerine kişinin mevcut adresinde gözaltına alınması kaçma şüphesi olmadığına dair kanaat olarak göz önünde bulundurulmalıdır . Anayasa Mahkemesi bir kararında yerel mahkemenin tutukluluğun devamı kararının gerekçesinde sunduğu “…başvurucunun serbest kalması hâlinde kaçma şüphesinin bulunduğu, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının davanın konusu açısından yetersiz kalacağı gerekçesiyle…” tutuklama nedenini sanığın kişisel durumlarının göz önünde bulundurulmadan ve genel ifadelere verilmiş olduğu tespitinde bulunarak tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesinin bir zorunluluk olduğunu belirtmiştir .
2.2.2. Delil Karartma Şüphesi
Şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme hususunda kuvvetli şüphenin bulunması diğer bir tutuklama nedeni olarak sayılmıştır. Delil karartma kavramından şüpheli veya sanığın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek maksadıyla deliller üzerinde etkide bulunması anlaşılmalıdır . Delil karartma şüphesi de sadece bir ihtimalin varlığını değil delillerin toplanmadığı durumlarda şüpheli veya sanığın delillere ulaşarak karartabileceğine dair somut verilerin bulunması gerekir . Buna göre somut olayla ilgisi bulunmayan ve delil niteliği taşımayan bulgulara ulaşma çabası delil karartma şüphesi olarak değerlendirilemez .
Şüpheli veya sanığın tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma girişiminde bulunma konusunda da kuvvetli şüphe olması da tutuklama nedeni sayılmıştır. Delillerin soruşturma aşamasında toplanması gerektiğinden kovuşturma aşamasında kişinin delillere ulaşmasını engellemek maksadıyla tutuklanmaması gerektiği düşünülse de tanık, mağdur, suç ortakları veya suçla ilgili kişilere baskı tehlikesinin yüksek olduğu nedeniyle kovuşturma evresinde de tutuklama kararı verilebilir .
2.3. Diğer Şartlar
2.3.1. Sanığa Güvence Belgesi Verilmemiş Olmaması
Gaip veya kaçak sanığa mahkemece tutuklanmama güvence belgesi verilmesi halinde kişinin güvence belgesi verilen suç hakkında tutuklanması yasaktır. Ceza Muhakemesi Kanunu 246. maddesinde güvence belgesi kurumunu şu şekilde düzenlemiştir: “Mahkeme, gaip olan sanık hakkında duruşmaya gelmesi hâlinde tutuklanmayacağı hususunda bir güvence belgesi verebilir…”. Dikkat edilmelidir ki gaip sanık veya şüpheli güvence belgesi verilen suçla ilgili tutuklanamaz, diğer suçlar bakımından tutuklanabilir .
2.3.2. Tutuklama Yasağı Bulunmamalı
Kanun ilk olarak md. 100/4’te sadece adli para cezasını gerektiren suçlarla vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenen suçlar hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı 2 yılı geçmeyen suçlarda tutuklama kararı verilemeyeceğini hüküm altına almıştır. 15 yaşını doldurmamış suça sürüklenen çocuklar açısından ise Çocuk Koruma Kanunu md. 21 gereği üst sınırı 5 yılı geçmeyen hapis cezaları için tutuklama kararı verilemeyeceğini düzenlemiştir. Tutuklama yasağı kapsamında olmasa da çocuklar hakkında tutuklama tedbirinin uygulandığı durumlarda tutuklamanın çocuklar bakımından başvurulacak en son yol olduğu, eğer tutukluluk bir zorunluluksa bunun mümkün olan en kısa sürede sonlandırılması gerektiği dikkate alınmalıdır .
Tutuklama yasağı ile getirilen süre ve adli para cezasının yanı sıra Ceza Muhakemesi Kanunu md. 100/1 son cümle ile işin önemi, verilmesi gereken ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde tutuklama kararı verilemeyeceği de hüküm altına alınmıştır. Tutuklama kararının ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığına yine hâkim veya mahkeme karar verecektir . Bu durumda neyin ölçülü olup olmadığı hâkimden hâkime mahkemeden mahkemeye değişiklik gösterecektir . Ancak tutuklamaya neden olan fiilinin önemi ve ağırlığı ile verilmesi muhtemel ceza objektif bir şekilde karşılaştırıldığında, tutuklamanın gerekli ve zorlayıcı toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığı düşünülüyorsa bu tedbire başvurulmalıdır
2.3.3. Muhakeme Şartı Gerçekleşmiş Olmalı
Tutuklama ceza muhakemesi aracı olarak ceza muhakemesinin amacına ulaşması için yapıldığına göre öncelikle varsa şikâyet gibi muhakeme şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir . Yine bir ceza muhakemesi şartı olan dokunulmazlığın kaldırılmasının tutuklamadan önce kaldırılması gerekir .
3. TUTUKLAMA KARARI
Tutuklama kararı sadece yetkili hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak verilebilir . Tutuklama sanığın ya da şüphelinin özgürlüğünü en ağır şekilde kısıtlayan koruma tedbiri olduğu için buna hâkim ya da mahkemenin karar vermesi kabul edilmiştir . Tutuklama kararı verme yetkisinin, failin lehine olan delilleri de toplama görevi olan savcılık makamına verilmeyerek bağımsız hâkim ve mahkemelere verilmesi ile tutuklama kararının alınmasında daha dikkatli ve tarafsız olunmasını amaçlanmıştır.
3.1. Soruşturma Evresinde Tutuklama Kararı
Soruşturma evresinde tutuklama kararı md. 101/1 gereği Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından verilebilir. Burada bahsedilen sulh ceza hakimliği suçun işlendiği veya sanığın yakalandığı yer sulh ceza hakimliğidir . Yetkiye ilişkin düzenleme Ceza Muhakemesi Kanunu’nda md.12 ve md. 13’te yer almaktadır. Buna göre davaya bakma yetkisi suçun işlendiği yer mahkemesi, suçun işlendiği yer belli değilse şüpheli veya sanığın yakalandığı yer mahkemesidir. Davaya bakmakla yükümlü mahkemenin belirtildiği bu kuralın tutuklama yetkisine ilişkin olduğu da kabul edilmektedir . Cumhuriyet savcısının tutuklama isteminde mutlaka gerekçe gösterilmeli ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı belirtilmelidir (md. 101/1). Dikkat edilmelidir ki Cumhuriyet savcısının istemi olmadan sulh ceza hakimi kendiliğinden tutuklama kararı alamamaktadır . Savcı merkezli yürütülen soruşturma işlemlerinde mevcut delillere, toplanacak delillere, yürütülen soruşturmada ne kadar zamana ihtiyaç olduğu değişkenlere savcının hakimden daha çok bilgi sahibi olduğu düşüncesinin yanı sıra hem savcı hem hakim tarafından gözden geçirilen iki aşamalı bir karar verilmesi amaçlanmıştır .
3.2. Kovuşturma Evresinde Tutuklama Kararı
Kovuşturma evresinde ise md. 101/1 gereği tutuklama kararı, Cumhuriyet savıcısının istemi üzerine ya da soruşturma aşamasından farklı olarak resen mahkeme tarafından verilecektir . Mahkeme iddianamenin kabul edildiği ve sanığın yargılamasının yürütüldüğü mahkemedir .
Ceza muhakemesinin zorunlu müdafiliği kabul ettiği durumlardan biri de tutuklama kararının verileceği hallerdir . Sanık, Cumhuriyet savcısı tarafından tutuklamanın talep edildiği veya mahkemenin resen tutuklama karar verilmesi değerlendirilecek kendi seçtiği veya Baro tarafından görevlendirilecek müdafi ile hazır bulunur .
Tutuklama kararı veya tutukluluğun devamı kararını veren mahkeme sonradan görevsizlik kararı verirse ne olacağıyla ilgili md. 7’de yenilenmesi mümkün olmayan işlemler dışındaki görevsiz hâkim veya mahkeme kararları hükümsüz kalır düzenlemesi uygulanacaktır . Ceza Muhakemesi Kanunu md. 103 şüphelinin adli kontrol altına alına alınarak serbest bırakılmasını isteyebilmesi, md. 104 şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında salıverilmesini isteyebilmesi, ayrıca md. 108 gereği soruşturma evresinde otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesi hükümleri gereği tutukluluğun yenilenmesi mümkün olan işlerden olduğu söylenebilir . Bu doğrultuda tutukluluk kararı alan görevsiz mahkemenin yerine görevli mahkemece yeni bir karar alınması gerekmektedir .
3.3. Kanun Yolu Evresi
Kanun yolu, yargı makamlarınca verilen kararların kanun yolu mercii tarafından yeniden incelenmesidir . Tutuklama tedbiri diğer koruma tedbirlerine nazaran hürriyeti en çok kısıtlayan tedbir olduğundan tutuklama kararlarına karşı da kanun yolu öngörülmüştür . Kanun yoluna başvurmada hâkim kararlarına karşı itiraz mahkeme kararlarına karşı istinaf veya temyiz yolu öngörülmüşken tutuklama kararında hem hâkim hem de mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yolu düzenlenmiştir (md. 267, md. 101/4) . Tutuklama tedbirine, tutukluluğun devamına, tutuklama yerine adli kontrol tedbiri uygulanmasına ya da tutukluluğun kaldırılmasına itiraz edilebilir .
İtiraz kanun yoluna başvurabilecek olanlar Ceza Muhakemesi Kanunu md. 260’ta “Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. Bu kişiler, hâkim kararları veya mahkeme kararlarına karşı, yedi gün içinde başvurulabilecektir . Yedi günlük süre kararın tefhim ya da tebliğ edildiği tarihten itibaren başlayacaktır . Kanunda itirazın incelenmesi için bir üst süre sınırı belirlenmemiş sadece “Mümkün olan en kısa sürede” kararın verilmesi gerektiği belirtilmekle yetinilmiştir.
Sulh ceza hakimliğinin verdiği tutuklama kararına karşı başta şüpheli veya sanık olmak üzere CMK md. 260’ta belirtilen diğer kişiler itiraz edebilir . Sulh ceza hakimliği itirazı yerinde görürse salıverilmeye karar verecek yoksa itirazı aşağıda belirtilen yetkili itiraz mercine gönderecektir. Cumhuriyet savcısının tutuklama istemi reddedildiğinde ise cumhuriyet savcısı tarafından ret kararı veren hâkim veya mahkemeye itiraz edebilir. Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme itirazı yerinde görürse kararını düzeltir. Ancak bu süreçte tutuklama istemi ilk olarak reddolunduğunda şüpheli veya sanık serbest bırakılacağı için itirazın yerinde görülmesi halinde tutuklama kararı değil md. 98/1 gereği yakalama emri düzenleyecektir . Cumhuriyet savcısının tutuklama isteminin reddine itirazı uygun görmeyen hâkim itirazı üç gün içinde itiraz merciine gönderir .
Ceza Muhakemesi Kanunu md. 268/3 hükmünde itirazı incelemeye yetkili merciler şu şekilde düzenlenmiştir:
Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir. İtirazı incelemeye yetkili mercilerin farklı olduğu hâllerde, itirazların gecikmeksizin incelenmesi amacıyla, kararına itiraz edilen sulh ceza hâkimliği tarafından gerekli tedbirler alınır. Sulh ceza hâkimliği işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanına aittir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gıyabi tutuklama kabul edilmediği için yukarıda anlatılanlarla paralel olarak mercii tarafından yapılan incelemede de itiraz yerinde görülürse md. 98/1 gereği şüpheli veya sanık hakkında yakalama emri düzenlenecektir .
İlk defa merci tarafından tutuklama kararlarına karşı da itiraz yoluna gidilebilir . Şöyle ki, hakkında tutuklama kararı verilmemiş olan şüpheli ya da sanığın tutuklanması istemi ile Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan itiraz üzerine merci tarafından tutuklama kararı ya da yakalama emri verilirse bu kararlara da itiraz yolu açıktır . Tutukluluğa itirazı inceleyen hakim veya mahkeme kararları gerekçeli olmalı ve gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamını haklı gösterecek içerikte olması ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olmaması gerekir .
Tutuklamanın incelenmesi kapsamında Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafi tarafından adli kontrol altına alınarak serbest bırakılma istemi ya da şüpheli veya sanık tarafından istenen salıverilme istemi, tutuklama kararını veren merciler tarafından Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafin görüşü alındıktan sonra üç gün içinde karar verilir . Hâkim veya mahkemece verilen kararlara da yukarıda anlatılanlar doğrultusunda itiraz edilebilir.
3.4. Tutuklama Kararı Verilirken Müdafiden Yararlanma
Ceza muhakemesinde şüpheli veya sanığın müdafiden yardım alması talebe bağlıdır . Ancak alt sınırı beş yıldan başlayan hapis cezasını gerektiren suçlar, suça sürüklenen çocuk, kendini savunamayacak derecede malul, sağır veya dilsiz ise kişinin istemi aranmaksızın zorunlu müdafi görevlendirilir (Md. 150) . Ceza muhakemesinde düzenlenen zorunlu müdafilik kurumu dışında tutuklama halinde özel zorunlu müdafi görevlendirme kurumu düzenlenmiştir . Ceza Muhakemesi Kanunu md. 101/3 hükmüne göre tutuklama talep edildiğinde şüpheli veya sanık baro tarafından görevlendirilecek bir müdafi veya kendi seçecekleri bir müdafi yardımından yararlanacaklardır. Tutuklama talebi halinde zorunlu müdafi görevlendirilmesi konusunda yukarıda belirtilen md. 150’de yer alan hususlardan hiçbiri aranmamaktadır .
3.5. Tutuklama Kararının Gerekçeli Olması ve Yüze Karşı Okunması Kuralı
Mahkeme kararlarının gerekçeli olması sadece Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan değil ilk olarak Anayasa’dan kaynaklanan bir zorunluluktur . Anayasa md. 141 bu zorunluluğu “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmüyle ifade etmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu da md. 34’te hâkim ve mahkemelerin her türlü kararlarının, karşı oy dahil gerekçeli yazılacağı hüküm altına alınmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu md. 101/2’de yer alan tutuklama kararının gerekçesi ile ilgili hükme göre, tutuklama, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye talebinin reddine ilişkin kararlar gerekçeli olmalıdır. Kararlar; kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını, tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağını somut delillere dayanan olgularla gerekçelendirecektir. Hükümden anlaşıldığı üzere bu gerekçeler tutuklama talebinde bulunan Cumhuriyet savcısının isteminde, tutuklama veya tutukluluk halinin devamına karar veren hâkim veya mahkemenin kararında yer alacaktır .
Uygulamada gerekçelerin “yasadaki deyimlerin tekrarı”, “stereotip” açıklamalarla ve birbirinden farklı pek çok kararda aynı ifadelerin kelime kelime birebir aynı kullanılmakta olduğu gözlemlenmektedir . Mahkeme gerek tutukluğun devamının zorunlu olduğunu gerekse adli kontrol gibi alternatif tedbirlerin yetersiz kalacağını somut olayın özelliklerine göre gerekçede açıklamalıdır. AİHM Bakırhan v. Türkiye davasında tutukluluk kararı veren sulh ceza hakimliğinin gerekçesinde yalnızca “adli kontrolün yetersiz olabileceğini” yazmasını, bu tedbirin hiç öngörülmemiş olduğu tespitinde bulunmuştur.
4. TUTUKLUNUN HAKLARI VE SALIVERİLENİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Anayasa md 19/6, “Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhal bildirilir” hükmüyle soruşturma ve kovuşturma makamlarının, kişinin yakınlarına yakalama veya tutuklamayı bildireceğini belirtmiştir . Ceza Muhakemesi md 107/1 ise tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, hâkimin kararıyla gecikmeksizin haber verileceğini ifade etmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu Anayasadan faklı olarak sadece yakınına değil belirlediği bir kişiye de bildirimin yapılabileceği eklenmiştir . Ayrıca devletin bu bildirimi yapması hâkimin kararıyla olur ve bildirim derhal yapılır .
Bildirim soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmeyecek ise tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye de yapılmasına izin verilebilir (Md. 107/2). Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 95. maddesi yakalama ve gözaltı halinde Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bildirimde bulunulacağını hüküm altına almışken tutukluluk kararının bildiriminde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemesi kıstası aranması eleştirilmektedir . Şüpheli veya sanık yabancı olduğunda ise tutuklanma kişinin yazılı olarak karşı çıkmaması halinde konsolosluğa yapılır . Kanunun bu düzenlemesinden Türk vatandaşı olan sanık veya şüphelinin tutuklanmasını yakınına ya da belirlediği bir kişiye bildirmenin mecburi olduğu anlaşılmaktadır .
Şüpheli veya sanık salıverilmeden önce yetkili yargı mercii veya tutukevi müdürüne adresini ve telefon numarasını bildirir (md. 106/1). Kendisine adres değişikliğini yeniden beyanda bulunması veya iadeli taahhütlü mektupla bildirmesi gerektiği ihtar olunarak, bu yükümlülüğe uymadığı taktirde salıverilmeden önce bildirimde bulunduğu adrese tebliğ yapılacağı bildirilir (md. 106/2).
5. TUTUKLULUĞUN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ
Tutukluluk diğer koruma tedbirleri gibi geçici olup tutukluluğu haklı gösteren şartlar kalkınca tutukluluğun sona erdirilmesinin gerekip gerekmediği araştırılmalıdır . Bu araştırma ise istek üzerine ya da kendiliğinden gerçekleşir . Tutukluluğun incelenmesini soruşturma ve kovuşturma evrelerini ayırarak inceleyeceğiz.
Soruşturma evresinde, otuzar günlük sürelerle tutukluluğun gözden geçirilmesi Cumhuriyet savcısınca veya şüpheli tutuklama kararını veren sulh ceza hakiminden istenir . Kanunda her ne kadar şüpheli tarafından böyle bir istemde bulunulabileceği ifade edilse de müdafi tarafından da tutukluluğun sona erdirilmesi isteminde bulunulabileceğini kabul etmek gerekir . Hâkim bu konuda karar vermeden önce şüpheli veya müdafiyi dinleyip, md. 100’de belirtilen şartları göz önünde bulunduracaktır. AİHM’e göre de savcının özellikle tutukluluğun devamına ilişkin görüşü şüpheli veya sanığa bildirilmeli ve görüşü alınmalıdır Düzenlemede şüphelinin de gözden geçirilmeyi isteme hakkı Anayasa md. 19/7 “Tutuklanan kişilerin soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır” hükmüyle uyumludur . Kanunun ifadesinde en geç otuzar günlük süreler denildiği için bu sürelerden önce tutukluluğa neden olan şartlar ortadan kalktığında bu istemde bulunulabilecektir . Cumhuriyet savcısı, tutuklamayı gerektiren neden ve şüphenin ortadan kalkmadığı hallerde otuz günlük sürede tutukluluk talebinin devamını talep edecektir .
Hâkim, Cumhuriyet savcısından, şüpheli veya müdafiden gelen talebi tutuklamaya neden olan kuvvetli şüphenin sadece devam edip etmediğine değil artarak devam edip etmediğine yönelik karar verecektir . Labita v. İtalya kararında AİHM yerel mahkemenin tutukluluğun devamına ilişkin ihlal kararında şu ifadeyi kullanmıştır; “Gerekçelerde başvurucu hakkındaki suçlamaların dayandığı delillerin zamanla güçlenmek yerine zayıfladığı dikkate alınmamıştır”. Hâkim karar verirken 100. madde hükümlerini göz önünde bulundurur ve şüpheli ile müdafiyi dinler . Bunun sonucu olarak diyebiliriz ki tutukluluğun incelenmesi en azından soruşturma evresinde duruşma yapılarak gerçekleştirilebilecektir . Hâkimin tutukluluğun devamına ilişkin kararı yeni bir tutuklama kararıdır ki bu durum verilen karar karşı itiraz yolunu açar .
Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, tutuklama şartlarının kalktığını ve tutuklama koruma tedbiri ile amaçlanan muhakemenin adli kontrol ile de yürütülebileceği kanaatinde ise şüphelinin adli kontrol altına alınarak serbest bırakılması isteminde bulunabilir (md. 103/1). Bu istemi şüpheli veya müdafi de yapabilir. Tutuklama koruma tedbirine ilişkin kararların hâkim veya mahkeme tarafından verilmesi genel kuralının bir istisnası md. 103/2’de düzenlenmiştir . Cumhuriyet savcısı adli kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğunu düşünüyorsa şüpheliyi md. 103/2 gereği resen de serbest bırakabilir. Ayrıca kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirse yine şüpheli derhal serbest bırakılır. Dikkat edilmelidir ki bu istisnai bir yetki olup yalnızca soruşturma aşamasına özgüdür .
Kovuşturma evresinde ise kanunun 108. maddesinin 3. fıkrası gereği hâkim veya mahkeme tutukluluğun devamının gerekip gerekmediğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturum aralarında resen karar verebilecektir. Madde düzenlemesine göre kovuşturma evresinde soruşturma evresinde geçerli olan otuzar günlük süre uygulanacak olup şüpheli veya müdafi dinlenilmesine gerek olmayacaktır . Ayrıca soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında şüpheli veya sanık serbest bırakılmasını isteyebilir (104/1). Dava yerel mahkemede görülmekte ise bu mahkeme tarafından, Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtayda görülmekte ise BAM veya Yargıtay ilgili dairesi ya da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca istem üzerine veya kendiliğinden dosya üzerinden incelemede bulunularak karar verilecektir (md.104/3) Bu kararlara itiraz yolu açıktır (104/2).
Ceza Muhakemesi Kanunu md 103 ve 104 kapsamındaki istem üzerine hâkim karar vermeden önce duruşma sırasında Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafinin görüşünü alarak, duruşma dışında ise bu görüşe gerek olmadan üç gün içinde karar verecektir . Ancak bu süre md. 103/1’de Cumhuriyet savıcının şüpheliyi adli kontrol altına alınarak serbest bırakılması istemi hariç örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda yedi gün olarak uygulanacaktır (md. 105).
6. TUTUKLULUKTA SÜRELER
Tutuklulukta süreler soruşturma veya kovuşturmaya konu olan suçun ağır ceza mahkemesi görevine girip girmemesi ve failin çocuk olması durumlarına göre değişiklik göstermektedir. Tutuklulukta süreler azami olarak tutuklama koruma tedbirine başvurulabilecek süreler olup, bu sürelerden önce tutuklamaya neden olan koşullar ortadan kalktığı taktirde derhal son verilmelidir .
Tutuklama koruma tedbiri de bir yaptırım türü olmadığından tutuklulukta geçirilecek süreler kişinin her suçu için ayrı ayrı hesaplanmamalıdır. Birden fazla suç ile tutuklama tedbirine başvurulan kişinin her suç için azami sürenin ayrı ayrı hesaplandığı takdirde tutuklu için öngörülemeyen bir süre hürriyetinden kısıtlanacağı anlamına gelir . Uygulamada ilk derece mahkemelerinin azami süreyi hesaplarken her suç için bağımsız olarak değerlendirme yaptığı görülmekteyse de Anayasa Mahkemesi bu konudaki görüşünü şu şekilde belirtmiştir:
Bireyler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez.
Tutukluluk süreleri ile ilgili ilk ayrım ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve girmeyen suçlarla ilgilidir. Bunun için Öncelikle ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren işleri belirlememiz gerekiyor. Ağır ceza mahkemeleri, 5235 sayılı kanunu md. 12’de yer alan katalog suçlar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla görevlidir .
Ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmeyen işlerde tutukluluk süresi Ceza Muhakemesi Kanunu md. 102/1 gereği en çok bir yıldır. Bu süre gerekçesi belirtilerek en çok altı ay daha uzatılabilir. Azami sürenin belirlenmesinde kanun soruşturma veya kovuşturma olarak ayrıca belirtmediğinden ifade edilen 1,5 yıllık süre hükmün kesinleşene kadar ki sürecin tamamı için geçerlidir .
Ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren işlerde ise azami tutukluluk süresi iki yıldır. Bu süreler Türk ceza kanununda düzenlenen devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzen karşı işlenen suçlar milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar bölümlerinde yer alan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan suçlarda beş yıl, diğer suçlarda toplam üç yılı geçmeyecek şekilde uzatılabilir. Uzatma kararları gerekçeli olarak verilir. Ceza Muhakemesi Kanunu m.102/2’de belirtilen azami sürelerin iki katının uygulanacağını düzenleyen Terörle Mücadele Kanunu m. 10/5 Anayasa Mahkemesi 04.07.2013 tarih 2012/100 2013/84 sayılı kararı ile iptal edilmiştir .
Soruşturma evresinde ise tutukluluk süreleri için ayrı bir azami süre düzenlenmiştir. Ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmeyen işlerde soruşturma evresinde en fazla altı tutukluluk hali devam edebilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda ise soruşturma evresinde tutukluluk süresi en fazla bir yıldır. Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzen karşı işlenen suçlar milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar bölümlerinde yer alan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan suçlar ile toplu işlenen suçlarda soruşturma evresinde fazla tutukluluk süresi en fazla 1,5 yıl olup bu süre altı ay daha uzatılabilir. Bu süreler yukarıda ifade edilen azami sürelerden ayrı değil onların içinde soruşturma evresine özgü sürelerdir. Sonuç olarak ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren işlerde tutukluluk süresi en fazla beş ve yedi yıl kadarken, ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen işlerde bu süre en fazla 1,5 yıldır .
Azami sürelerin hesaplanmasında sanıklık statüsünün sona erdiği zaman dikkate alınmalıdır . Yani tutuklulukta geçen sürelerin sanıklık sıfatının devam ettiği istinaf ve temyiz aşamalarında da dikkate alınması gerekmektedir . Yargıtay önceleri bunu destekleyen kararlar verse de Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.04.2011 tarihli kararında ilk derece mahkemesi tarafından verilen karardan sonra artık sanığın hükmen tutuklu sayılması nedeniyle temyiz süresinde tutuklu bulunduğu süreler azami sürelere dahil edilmez tespitinde bulunmuştur . Burada kullanılan “hükmen tutuklu” kavramı henüz hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmeden, ilk derece mahkemesi tarafından mahkûmiyet kararı verilerek tutuklu yargılaması devam eden sanıktır . AYM Ramazan ARAS başvurusunda “Ancak kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibariyle de tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.” değerlendirmesini yapmıştır .
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında daha önce kullanılmamış ve sonrasında da Anayasa Mahkemesi tarafından da benimsenmiş olan hükmen tutuklu kavramına yer verilerek kişi özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde yorum yapılmıştır . Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2011 yılında verdiği karara karşı oy kullanan hâkim tarafından CMK m.2’de şüpheli ve sanık terimlerinin tanımlarının yapıldığı ve normatif düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde tutuklama süresine istinaf ve temyiz aşamalarının da dahil olduğunun açık olduğu belirtilmiştir. Yine karşı oyda, AİHM tarafından sadece ilk derece mahkemesince verilen hükme kadar geçen süre tutukluluk süresi olduğuna ilişkin kararlar verilse de Anayasa m. 90/son gereği daha lehe olan iç hukukumuza üstünlük ve öncelik tanınması gerektiği ifade edilmiştir. Dolayısıyla azami tutukluluk süresinin içerisinde iç hukukumuz gereği istinaf ve temyiz aşamalarının da dahil edilmesi gerekmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109/7 gereği azami tutukluluk süresini dolduran kişilerin salıverildikten sonra haklarında adli kontrol uygulanabileceğini düzenlemiştir. Azami tutukluluk süresini dolduran kişi hakkında verilen adli kontrol kararına uyulmaması halinde Ceza Muhakemesi Kanunu m. 112 gereğince yeniden tutuklama kararı verilebilir. Azami tutukluluk süresini dolduran kişi hakkında verilen ikinci tutuklama kararının azami süresi ise CMK m. 112/2 gereğince ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren işlerde 9 ay, diğer işlerde 2 aydan fazla olamayacaktır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda çocukların tutukluluk sürelerinde azami sınır için ayrı bir süre düzenlenmiştir. Buna göre on beş yaşını doldurmamış çocukları için azami süreler yarı oranında 15-18 yaş aralığındaki çocuklar için azami süreler dörtte üç oranında uygulanır.
7. TUTUKLULUKTAN DOĞAN ZARARIN GİDERİLMESİ
7.1 Mahsup
Yargılamanın sonunda tutuklu yargılanan sanık bir adli para cezası ya da hapis cezası ile mahkûm edildiği takdirde cezası sanığın tutuklu yargılandığı süreden mahsup edilir . Türk Ceza Kanunu md. 63 konuyu mahsup başlığında şu şekilde düzenlemiştir: “Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır”. Mahsup işlemi mahkumiyeti kesinleşmeden önce sanığın hürriyeti cezayı çekmeye başlamış olduğu için adalet ve hakkaniyetin bir gereğidir . Mahsup işlemi için öncelikle kişinin mahkumiyetten önce hürriyeti kısıtlanmış olmalı, mahkumiyeti kesinleşmiş ve hapis veya adli para cezasına mahkûm edilmelidir .
7.2 Tazminat
Ceza muhakemesi süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşmak için çeşitli koruma tedbirlerine başvurulmaktadır. Koruma tedbiri kararı verilirken tedbirin yasada yer alan koşulları ile haklı görünüş esas alınır . Koruma tedbirlerine başvurulması henüz ulaşılmamış maddi gerçeği açığa çıkarmak maksadı güttüğü göz önüne alındığında maddi gerçek koruma tedbiri uygulanmasını gereksiz kılacak bir neticeyi hasıl olabilir. Yani hukuka uygun olarak başvurulan koruma tedbirinin haklı olmadığı anlaşılır . Bunun dışında koruma tedbirinin uygulanması esnasında kanunun öngördüğü yükümlülüklere uyulmaması, tedbirin azami süresinin aşılması da hukuka aykırı bir duruma neden olur .
Koruma tedbirine hukuka aykırı olarak maruz kalan kimselerin maddi ve manevi zararları meydana. Devlet eliyle uğranılan bu zararların tazmininden de doğal olarak devlet sorumlu olur . Ceza Muhakemesi Kanunu md. 141 vd. düzenlemeleri koruma tedbirlerine haksız şekilde maruz kalanların tazminat hakkını düzenlemektedir.
7.2.1 Tazminat İstenebilecek Haller ve Kabul Edilme Şartları
Tazminat ödenmesini gerektiren hukuka aykırı koruma tedbiri uygulamaları Ceza Muhakemesi Kanunu md. 141’de sınırlı sayıda sayılmıştır . Madde 141’de sayılan tazminat istenebilecek haller şu şekildedir:
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler .
Tazminat talebi hükmün kesinleşme tarihinden itibaren üç ay ve her halde bir yıl içinde zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinden talep edilebilecektir. Dikkat edilmelidir ki hükmün kesinleşmesi her zaman son kararın verilmesi değildir. Hükümle ilgisi bulunmayan tutuklananın makul sürede yargılama önüne çıkarılmaması gibi ihlallerle ilgili tazminat talebi için hükmün beklenmesine gerek bulunmamaktadır .
Anayasa Mahkemesi Ağırel kararında tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla asıl dava devam ederken tazminat davası açılmasının -Yargıtay kararlarına atıfla- mümkün olmadığını tespit etmiştir . Anayasa Mahkemesi’nin atıfta bulunduğu yargıtay kararlarında da “… md. 141 kapsamına giren tazminat istemleri için davanın sonuçlanmasına gerek olmadığı ancak asıl davanın sonucuna bağlı veya asıl davada verilecek kararları etkileyecek talepler için davanın esasıyla ilgili hükmün kesinleşmesi zorunludur” diyerek tutuklama da bu kapsamda değerlendirilmiştir . Tazminat, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ağır ceza mahkemelerince belirlenir .
SONUÇ
Bir tür koruma tedbiri olan ve koruma tedbirlerinin bütün özelliklerini ihtiva eden tutuklama tedbiri kişi özgürlüğü ve hürriyetini kısıtlayan ağır bir tedbir olması nedeniyle diğer koruma tedbirlerinden ayrılan bazı usul ve niteliklere de sahiptir. Örneğin ilk defa merci tarafından verilen tutuklama tedbirine itiraz mümkündür. Kişi isnat edilen fiili suç teşkil ediyorsa karşılaşacağı yaptırıma henüz nihai gerçek ortaya çıkmadan maruz kalmaktadır. Bunun için de Ceza Muhakemesi Kanunu md. 141’de düzenlenen tazminat isteme hallerinin büyük bir kısmını tutuklama tedbirindeki hukuka aykırılıklar oluşturmaktadır.
Tutuklama tedbirinin ağır bir koruma tedbiri türü olması nedeniyle tedbire başvurma usulü ve itiraz süreci de diğer koruma tedbirlerine daha temkinli ve kişinin haklarını koruyucu şekilde düzenlenmiştir. Öncelikler tutuklama kararı verebilmek için somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi ile birlikte bazı tutuklama nedenleri birlikte aranmıştır. Bunun dışında tutuklama kararı verme yetkisi sadece hâkim ve mahkemelere verilmiştir. Soruşturma evresinde hâkimin tutuklama tedbiri kararı verebilmesi için soruşturma sürecine daha vakıf olan Cumhuriyet savcısının istemi aranmıştır. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısına hâkim tarafından tutuklama tedbirini re’sen kaldırma yetkisi verilerek salıverilme kurumu kolaylaştırılmıştır.
Tutuklama kararı, tutuklama istemi veya adli kontrolün kaldırılarak tutuklamaya başvurma hallerinde yargılamanın titiz yürütüldüğünün, stereotip veya basmakalıp kararlarla kişinin hürriyetinden alıkonulmasının önüne geçilmesi için bu kararların gerekçeli olması istenilmiştir. Gerekçeli karar hem yargıtay hem Anayasa Mahkemesi hem de AİHM tarafından aranmaktadır. Ayrıca tutuklama tedbiri başvurulması gereken son koruma tedbiridir. Bunun için de tutuklama kararlarının gerekçelerinde adli kontrolün neden yetersiz kalacağının da gerekçelendirilmesi beklenmektedir.
KAYNAKÇA
Centel, N. (2013). Tutuklama Uygulamasında Sorunlar. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1(71), s. 193-206.
Eryılmaz, M. B. (2012). Ceza Muhakemesi Hukuku Dersleri (1. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıcılık.
Günay, S. Ö. (2019). Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
İnci, Z. Ö. (2017). Bir Koruma Tedbiri Olarak Türk Ceza Hukukunda Tutuklama (4. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Katoğlu, T. (2011). Tutuklama Tedbirine İlişkin Sorunlar. Ankara Barosu Dergisi. 4. s. 18-33.
Özbek, V. Ö., Doğan, K., Bacaksız, P., & Tepe, İ. (2021). Ceza Muhakemesi Hukuku (8. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Şahin İ (2014). Türk Ceza Yargilamasi Hukukunda Koruma Tedbirleri Bakimindan Esas Alinan Şüphe Kavraminin Incelenmesi. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2. 9.-1. (2014).
Şahin, C. (2018). Temel Hak ve Özgürlüklere Dair Düzenlemeleri Aleyhe Yorum Sorunu. F. Yenisey, İ. Özgenç, A. Nuhoğlu, A. Sözüer ve F. Turhan. (Editörler). Dr. Dr. h. c. Silvia Tellenbach’a Armağan. (1. Baskı). Ankara. Seçkin Yayıncılık. s. 1205-1219.
Şahin, C., & Göktürk, N. (2022). Ceza Muhakemesi Hukuku (13.Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Yenisey, F. (2016). Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Kararlarının Ceza Muhakemesi Hukuku Açısından Değerlendirilmesi: Tutuklama. Anayasa Yargısı Dergisi, s. 213-229.
Yenisey, F., & Nuhoğlu, A. (2021). Ceza Muhakemesi Hukuku (9. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.






